Yaşam Hakkında Deneme
Bir telaşe...
Bir ağlamak...
binbir güçlükle yeşerttiğimiz sevgiler, ustalaşan yüreğimiz, beslediğimiz duygular... bir katarın peşısıra dizilir uzun ince bir yolda... hayat işte kaç ömür parçalandı, kaç aşk tükendi yollarda, ısrarla dökülmeye çalışan gözyaşlarımızın omuzlarından tutup kaldırmak istedik çoğu zaman, dolukan yüreğimize inat savaştık hep kendimizle ama perişan olmuş ayaklarla, kırk yamalı libaslarla vurduk yollara kendimizi, gözlerimiz hep arkada kaldı, kimimiz cesaret bile edemedik dönüp bakmaya... oysa ellerimizdeki nasırların hatrına olmasa bile yüreğimizin içinde taşıdıklarımız için bir bakış atmalıydık sürgün yollarında kalan onca yolcuya...
Ben 81'e böldüm hayatımı! ve içlerine binbir türkü okudum; her birine yasemenler, papatyalar, kardelenler koydum ki tekrar döndüğümde mis gibi kokularıyla karşılasınlar beni... siz kaça böldünüz hayatınızı, kaç tane dost biriktirdiniz kaç sancıya merhem oldunuz...
Göçüyoruz yine farkında olmadan, aktığımız debisi yüksek nehirlerin yatağından çıkıyoruz, menderesler çiziyoruz geniş ovaların bağrında, sararmış başaklara selam ederken, ellerimizi sarının teninde gezdiriyoruz ve maviyi seyrederek ıskalıyoruz hayatı bir kere daha...
Yorulan kanatlarını hızlandırarak hayatın üzerinden akan kuşları düşünüyorum, en küskününden en neşelisine hepsi akıp gidiyor tertemiz bulutların arasından sadece birkaçı bırakıyor acının kollarına kendini, öyle teslimiyetçi, öyle naçar... bir bir özlüyorum üzerinden uçtuğum tüm şehirleri ve onca kerpiç bacayı düşlüyorum sıcak yuvalarımı, sadakati düşlüyorum sonra varıpta bulamadıklarımın acılarını toparlıyorum, dolduruyorum tüm gözyaşlarını bir bir heybeme...
Sonra savaşlar geliyor aklıma bir şarapnel parçasına ödünç verilen hayatları, boş midelerle çekilen cefaları... kaybetmeleri, parçalanmaları, yaralanmaları... ve sonra anneleri düşünüyorum ne diyecekler oğullarına hem de kızlarına... bir kurşun oturuyor bunları düşününce bir kurşun, tam beynimin ortasına soğuk acı verici... göçüyor insanlar, aşklar, ülkeler, dostlar....
Bir mektup alıyorum; ellerim titreyerek açtığım zarfı yere düşürüyorum içinden dökülen kelimeleri topluyorum sonra, öncelikle diye başlıyor umarsız, içten, selam ederim diyor ve hem de öperim yüreğinden, ağlıyorum hangi bedel değerki ıslanmış bir mektubun yanaklarına...
İşte göç mevsimi gene, yağmurların çınlattığı çinko tavanımın altından çıkıyorum yağmurun kucağına bırakıyorum kendimi kafamı kaldırıyorum gözlerimi kırpıştırarak, ağzıma açıyorum, içime dolan yağmur sularını hapsediyorum acılarıma kara bulutların arkasındaki beyaz ülkeyi hayal ediyorum, mutlu insanların olduğu o beyaz ülkeyi... şimdi ıslak bedenimle hazırım bir yola koyuluşa, düşüncem oluyor tüm bu damlalar bir tarih atıyorum ılık nefesimle havaya buradan bir devlet geçti diyorum ve bende mahsus selam ediyorum tüm geride kalanlara...
ellerimde yine yasemenler, papatyalar kardelenler...
|