Kişinin yaşamak için tüm imkanlarını seferber etmesi denilebilir. Aslında bu savaş her yerde her zaman gerçekleşebilir. Bu savaşı bir holdingin patronu da verebilir açlıkla savaşan biride verebilir yada asgari ücretle yaşamaya çalışan ve dört tane çocuğu olan vatandaş rızanın da savaşı buna kutsal bir örnek olabilir. Peki neyi nasıl yaşamak? Mühim olan bunu anlamak ve neyin savaşını verebileceğimizi anlayabilmektir. mücadelemiz nasıl olmalıdır...
Şöyle bir şey denemiştim. Yaşamı daha iyi anlamak ve sorgulayabilmek için Yanıma sadece gidiş yol parası, birkaç kilogram un, tuz, şeker, bulgur, yağ ve 7 yumurta almıştım amacım nüfusu çok kalabalık olan ama henüz yaz gelmediği için pek kimsenin olmadığı toroslarda bir yaylada bir hafta yaşamaktı. ilk gün boş bir ev buldum sonra o evin yan tarafında oturup yaptığıma pişman bir vaziyette ne b.k yedin olm dedim kendime zaten amaç da buydu gitmek dönememek dönmek için çabalamak... sonra acıktığımı fark ettim ve getirdiğim un, yağ ve tuzdan ekmek gibi bir şey yapmaya karar verdim ama hamur için suyum yoktu o yüzden önce bidon sonra su bulmam gerekiyordu.
Düzenli su akan çeşmeler olmadığı için muslukların hiçbirinden su akmıyordu tek çare bir pınar bulmaktı 1.5 km ötede bir pınar buldum ama sadece su içebildim ama kısa bir araştırmadan sonra boş evlerden birinde bidon buldum onu bırakmalarının nedeni ise delik olmasıymış suyu doldurunca anladım iki tane tabanında bir tane yanında olmak üzere 3 tane delik var onları nasıl kapatırım diye düşünürken başımın üstünde uğuldayan çam ağaçları geldi aklıma nasılda mutlu oldum birden. sonra üzerine yıldırım düşmüş bir çam ağacı aramaya başladım amacım çamsakızı çıkarıp delikleri kapatmaktı aslında oradaki çam ağaçlarının birini kasaturamla yaralayıp çamsakızı alabilirdim ama gerek yoktu hem hiçbir şeye zarar vermeyecektim. biraz keyifle dolaştıktan sonra aradığım ağacı buldum ama üzerine yıldırım düşmemiş bilemediğim bir nedenden ağaç ayrılmış ve bir sürü sakız üzerinden gözyaşı gibi akmış, cebimdeki sigara paketinin içindeki sigaraları iç cebime boşaltıp sigara kutusuna sakızları sıyırdım bir yandan da sigara tellendirmek istiyordum ama sadece bir paket kibrit almıştım yanıma o yüzden hamur piştikten sonra ocağın ateşinden yakmaya karar verdim.
Bidonumuz suyumuz her şeyimiz hazırdı geriye sadece hamuru açmak kalıyordu malum her tarafı çok kirlettiğimizden her taraf teneke falan doluydu eh boş evde de hatırı sayılır denecek kadar kavanoz vardı onlarla hamuru açabilirdim. Önce temiz bir teneke buldum sonra ateş yakmak ,için çam kabukları ve kırılmış dallar buldum kozalakları çıra niyetine kullandım ama ateşi yakmak 3 kibrite mal oldu bana kavanozla açtığım hamurları tenekeye yaydım sonuç: simsiyah ,tuzlu ama çok leziz buğday tadına eriştim üstüne sigara farz oldu. Beni 8 saat idare edeceğini düşündüm bu doygunluğun.
Bu arada güneş çamların tepesinden batmaya başlamıştı. Aslında feci tırsıyordum çünkü etrafta kimse yoktu gelen insanlarda 2 km ötede yayla merkezindeydiler ama alışacaktım bu uğultuya ve yalnızlığa . Ardından sabaha karşı 30 km ötedeki şehirden geçen sabah treninin yüksek desibele sahip titreşimleri kulaklarıma kadar geldi şok olmuştum 30 km öteden duyulan tren sesi Sabah Hatay-Erzin taraflarından görünen denizi izlemek ve doğudaki çıplak tepenin üzerinden doğacak güneşi seyretmek için etrafımda gördüğüm en yüksek tepeye çıkmaya karar verdim ama hava hala loştu kurtların uluması çok otantik geliyordu kulağa kendimi ortaçağda hissettim birden İşte keyifli hale gelmeye başlamıştı. Çünkü hayatın mücadeleden ibaret olduğunu ve mücadele ettiğin müddetçe mutlu olunacağını öğrenmiştim.
Tepeye tırmanırken vadinin içinde ahşap yapılı ve çinko tavanlı evler ve önlerinde bahçeler gördüm . onları aklımın bir köşesine kaydettikten sonra tepeye tırmanıp beklemeye başladım ama denizi göremediğim için canım sıkılmıştı, çünkü sis denizi görmemi engelliyordu ama güneşi kocaman görecektim ve gördüm de ve o gün güneşin benim için doğduğunu düşünmüştüm. Sonra tepeden aşağıya koşmaya başladım deli taylar gibi koşuyordum kahkahalar atarak, etrafımda hiç kimse yoktu. Ve hiç kimse benden için ne yapıyor bu manyak! demeyecekti çokta umurumda değildi zaten!
Artık kahvaltımı yapabilirdim. O vadiye inip bahçeli evlerden çilek falan ne varsa azıcık toplayacaktım. Bide getirdiğim yumurtalardan birini pişirecektim e hamuru da unutmamak lazım kahvaltım teorik olarak hazırdı iş pratiğe dökmeye kaldı. Bahçelere indiğimde müthiş bir lezzet patlamasının beni beklediğini görüyordum. O an düşünmeye başladım nelerle uğraşırken nelere canımı sıkarken bir çileğin görüntüsünün, güneşin doğuşunun beni ne kadar mutlu ettiğinin farkına vardım ve kendi kendime tüm insanların hayatı anlamadıklarına karar verdim. Çilekleri krem rengi boğazlı kazağımın eteğine topladım leke oldu ama olsundu kazağın amacı beni soğuktan korumaktı. İnsanlara güzel görünmek değil eve geldiğimde suyum hazırdı zaten ve tekrar ateş yaktım. Hamuru açtım ve küle yumurta gömdüm aslında küle gömülen yumurtanın tepkisi ne olur hiç bilmiyordum ama öğrendiğimde iş işten geçmişti yumurta patlamış çok az bir kısmını hamur su çilekle beraber yemiştim. İşte o an bakmakla görmek arasındaki farkı anladım elimde kavanoz vardı ve yumurtayı onla kaynatabilirdim ama bunu anlamam bana bir yumurtaya mal olmuştu olsundu öğrenmiştim işte yeni bir şey daha
günlerim böyle gelip geçti. Yalnız, mütebessim, dibe vurmuş, sakin, düşünce dolu, serin günler korkuyu son iki gün yendim şimdi anlayan gözlerle bakıyordum tüm dünyaya inandıklarımızın yanlışlığını ilişkilerimizin yapaylığını düşünüyordum ihtiyacımız olmayan ne kadar fazla şeyi tükettiğimizi anlıyordum, sahip olduklarımızın aslında bize sahip olduğunu kavrıyordum, yaşamanın insanın kendine ve başkalarına olan saygısını anlıyordum
Peki nasıl döndüm işte o noktada insanların arasına katıldım bir fırına gittim bana bir tane tava verin ekmeğinizi satmak istiyorum dedim zaten böyle bir uygulama olduğu için seve seve kabul ettiler. 15 ekmeği sıcacık pide ekmekler tavaya yerleştirip evlerin arasında sıcak ekmeeeeek vaaaar ! diye bağırdım 13ünü sattım kalan ekmekler ve yol param gelirim olmuştu. 13 ekmek sermayenin kendisine yetiyordu tavayı fırına teslim edip ilk arabayla şehre indim. İnsanların ilk tepkisi benim çok değiştiğim yönündeydi.
Burada anlatılanlardan çıkarılacak tek sonuç: insanların mücadele etmeleri gerektiği gerçekten ederlerse yaşamaktan keyif alacaklarıdır.
Sitemizden İzinsiz Yazıların Kopyalanıp Başka Sitede Yayınlanması KESİNLİKLE Yasaktır.Aykırı Davranışlarda Bulunanlar Hakkında Gerekli İşlemler Yapılacaktır.
Sizde Sitenizin Yükselmesini İstiyorsanız Alexa Toolbarı Buraya
Tıklayarak İndirin...